Arı Sütündeki Son Gelişmeler ve Arı Sütünün Raf Ömrü

Arı Sütündeki Son Gelişmeler ve

Arı Sütünün Raf Ömrü

            Arı ürünlerinin en kıymetlilerinden ve üretimi en zor olanı arı sütünde bazı gelişmeler ve değişimler oluyor. Arıcılarımız arasında arı sütü üretimine ilgi, arı sütü üreten işletme sayısı, mevcut üreticilerin üretim miktarları artıyor.

            Yeterli mi?

            Hala üretim miktarımız tahmin düzeyinde. Net üretim miktarına ulaşmak için bazı çalışmalar yapılıyor ama henüz sonuçlanmış değil. Sonuçlansa bile yine de tam anlamıyla net olmayacak. 2017 yılı için 1000-1500 kilo üretim tahmini yaparken 2018 yılı için 1500-2000 kilo arı sütü üretimi tahmini yapabilirim.

            Ülke olarak tüketimimiz ne kadar?

Kilogram/Yıl

            Yıllara göre değişmeler göstermekle birlikte, TÜİK rakamlarına göre yaklaşık 10 000 ile 20 000 kilo arı sütü ithalatımız var. İthalatımızın tamamına yakını Çin’den yapılıyor.

             Çin’den gelen arı sütünün kalitesi nedir?

            Arı sütünde kaliteyi 10-Hidroksi-2-dekanoik asit kısaca 10-HDA değeri belirliyor. Avrupa birliğinde 10-HDA değeri %1,4 ve üzerindekiler arı sütü, %1,8 olanlar kaliteli arı sütü kabul ediliyor. Biz de durum nedir? Sadece 2000 yılında kabul edilen TSE 6666 standardı mevcut. Arı sütü, gıda kodeksimizde henüz tanımlı değil. Tarım ve Orman Bakanlığınca yaklaşık iki senedir arı sütü tebliği çalışması yapılıyor. Henüz sonuçlanmış değil.   

             17-18 Ocak 2019 günlerinde Ankara’da Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliğinin (TAB) düzenlediği Apiterapi çalıştayı yapıldı. Sektörün her dalından temsilcilerin katılımıyla yapılan toplantıyla Tarım Bakanlığının yaptığı gıda kodeksi çalışmalarının hız kazanarak bir an önce çıkması beklenmekte. Toplantıda, apitrapide kullanılacak arı ürünlerinin standart olması beklense de bunun çok mümkün olmadığı, geniş aralıklı kalite kıstasları belirlenerek yola devam edilmesi gerektiği fikri ağırlık kazandı ve bakanlık temsilcileriyle paylaşıldı. Toplantıda Apiterapide kullanılacak arı ürünlerinin üretimlerinin arttırmak için neler yapılması gerektiği konuşuldu. Toplantıya katılanların büyük kısmını Bakanlık temsilcileri, Üniversitelerden temsilciler ve Firma temsilcileri oluşturduğu için arı ürünlerinin arttırılmasına yönelik verimli bir çalıştay olmamıştır. Bu konuyla ilgili daha dar kapsamlı ve bu ürünlerin üretimini iyi yapan ve öne çıkan isimlerin katılımıyla yapılacak çalıştayların daha verimli olacağı düşüncesindeyim.

            Arı ürünlerinin (Polen, Arı sütü, Propolis) ne olduğu tanımlı olmayınca ithal edilenlerin de ne olduğu tam bilinmiyor. İthal arı sütlerinin 10-HDA değerlerinin 1’in altında olduğunu, yerli arı sütlerinin 2 ile 3 arasında olduğunu bazı bilimsel çalışmalarda görüyoruz. İthalat verilerimize baktığımızda arı sütünü görüyoruz ama propolisi göremiyoruz. Her ne kadar propolis ithal edilmiyor görünse de, piyasada hem ham haliyle hem de ekstrakt haliyle ithal ürünleri görüyoruz. Propolis ithal ediliyor ama propolis olarak değil.

            İthal edilen propolisler ne olarak ithal ediliyor?

            Korkarım ki gıda kodeksimizde propolis tanımlanmış olsa bile başka adla ithal edilen propolislerin ithalatı hala yapılabilecek.

            Son zamanlarda dikkatimi çeken bir durum da arı sütünün raf ömrünü kapsayan çalışmalar. Arı sütüne olan ilginin artmasıyla raf ömrü ve saklama koşulları ileriki günlerde daha fazla gündeme gelecek gibi duruyor.

            Bu tip çalışmaları eskiden üniversiteler arıcılardan destek alarak yapardı. Bu çalışmalara (projelere) son zamanlarda devlet sanayiciyi de dahil etti. Yani sanayicinin dahil olduğu projelere destek veriyor. Düşünün arıcılıkla veya arı ürünleri ile ilgili çalışma yapılıyor, bu çalışmada sanayici (arı ürünlerini pazarlayan firmalar) ya maddi destek veriyor ya da analizler bu firmaların laboratuvarlarında yapılıyor.

            Firmaların projere katılması neyi değiştirir?

            Devletin projelerdeki yükünü hafifletir ve sonuç odaklı yapılan çalışmalarda çıkan sonuçlar üretime katılması kolaylaşır.   

            Bir süre önce böyle bir projenin tanıtımı yapıldı ve tanıtım sonrasında internet ortamında pek çok haber yayınlandı. Bu haberlere baktığımda (genellikle proje sahipleri habercilere çalışma ile ilgili bilgileri yazılı da verir), “projenin başlıca amacı, bugünkü koşullarda 2 ay olan arı sütü saklama koşullarını 6 aya çıkartmak” diye bir cümle dikkatimi çekti. Yani, taze arı sütünün saklama süresi çok kısa biz bu süreyi uzatmak için çalışacağız deniyor.

            Arı sütünün saklama süresinin 2 ay olduğu konusu doğru mu?

            Habercilerin yanlışı mı?

Birçok haberde benzer ibarelere rastlanırsa ne düşünülür, kararı okuyanlara bırakıyorum.  

            Arı sütünün saklama süresine baktığımızda, eksi 18 derecede 12 ila 18 ay saklanabildiğine yönelik bilimsel çalışmalara rastlıyoruz. Bu çalışmalar bilinmiyor mu? Bilinmez olur mu, biliniyor elbette ama istenen sonuca ulaşmak için algı yönetimi oluşturuluyor.

           Niye?

           Biz arı sütü üreticileri ne yaparız, en fazla üreten üretici 50 ila 70 kilo arasında arı sütü üretir ve taze (hasat edildiği şekliyle – yaş) olarak derin dondurucuda muhafaza ederiz. Arı sütünün taze tüketiminin daha faydalı olduğunu da bilerek, taze olarak tüketiciye sunarız. Ürünü strafor içinde buz kalıpları ile beraber kargolar ve müşteriye ulaşıncaya kadar takibini yaparız. Genellikle yılsonuna doğru (6 ayda) en kötü ihtimalle yeni sezon yaklaşana kadar (nisan ayı) arı sütümüz tükenir.

            Firmalar ise üreticilerden arı sütlerini alır ve tüketiciye sunar. Üretici gibi sınırlı miktarda arı sütü satmaktansa çok satmanın yollarını arar. Düşünün, her markete ürün soğuk zincirde gidecek, orada derin dondurucuda duracak ve müşteriye buz ile birlikte satılacak. Firma bunu istese bile market ister mi? Bunun içinde arı sütünü soğuk zincir gerekmeyen forma sokup ürünü rafa koymak ister. Buda arı sütünün liyofilize (toz hali) edilmesi, liyofilize edilerek kapsüle alınmasıyla ve mikroenkapsülasyon ile mümkün olmaktadır. Bu işlemlerden geçen arı sütünde artık soğuk zincir sıkıntısı kalmamıştır, oda sıcaklığında raflarda uzun süre kalabilir.

            Üretici arı sütünü rafa koymayı düşünmez, derin dondurucudan tüketiciye sunar. Arı sütünün liyofilize edilmesi veya kapsüle alınması bir zorunluluk değildir. Aksine, arı sütünün raf ömrünü öne sürerek liyofilize veya kapsül şeklini öne çıkartmak bir pazarlama tekniğidir.

            Hangisini tükettiğimiz zaman daha fazla faydalanırız?

            Tartışmasız, uygun koşullarda üretilerek, uygun saklama koşullarında muhafaza edilip soğuk zinciri bozulmadan tüketiciye ulaşmış taze arı sütünden.       

 

Arı Sütündeki Son Gelişmeler ve Arı Sütünün Raf Ömrü” için bir yorum

  • 28/01/2019 tarihinde, saat 15:06
    Permalink

    aynen ustam. yazdıklarınızın her kelimesine can-ı gönülden katılıyorum. hiç bir gıda ve yiyeceğin tazesinin yerini kurutulmuşu veya başka forma dönüştürülmüşü tutamaz. ne lezzet ne de fayda bakımından her şeyin tazesi daha faydalıdır.Saygılarımla.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir